Image Image Image Image Image

Giydirme Cephe Sistemleri

Cephe

Cephe, yabancı dillerdeki söylenişiyle fasad, Latince’de yüz anlamına gelen facies kelimesinden gelmekte olup sözlük anlamı “bir binanın yüzlerinden her biri, özellikle ön yüz veya bina yüzüne dik doğrultuda sonsuzda bakılan görünüş” olarak tanımlanmaktadır.

Giydirme Cephe Tarihçesi

Mimari yapılaşma süreci, tarihsel süreç içinde insan gelişimine paralel bir gelişim göstermiş, günün teknolojik getirileri kullanılarak, her dönem kendi içinde yeni bir uygulama tekniği, yeni bir malzeme, yeni bir sistem arayışı içine girmiştir. Mimarinin değişim süreci içinde günümüz mimarlığına gelinceye kadar, bu gelişim ve değişimden en çok etkilenen öğelerden biri de yapıların dış cepheleri olmuştur. Le Corbusier mimarlığın tarihi için: “Bu, pencerenin mücadelesinin öyküsüdür” diye bir tanımlama yapmıştır. 20. yüzyıl mimarisi, bu düşünceyi onaylarcasına, bina cephelerinde opak yüzey oranlarının azalması ve saydam yüzeylerin genişlediği yeni mimari akımlar ve yeni cephelerle karşımıza çıkmaktadır. Endüstri Devrimi ile ortaya çıkan üretim ve mühendislik alanlarındaki buluşlar sayesinde gelişen yapım sistemleri sonucu, bina cephelerinde daha özgür pencere boşluklarının açılmasına olanak sağlanmış, böylece pencerelerden beklenen işlevler de boyut değiştirmiştir.

Bilinen en eski malzemelerden biri olan cam, uzun bir gelişim süreci sonunda günümüz mimarlığındaki yerini almıştır. 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren sadece pencerelerde kullanılmayıp, modern bir yapı malzemesi olarak cephenin tamamına taşınmıştır. İleri teknoloji ürünü camların kullanıma sunulmasıyla birlikte, saydam elemanlardan oluşan kısımlar, yapı kabuğunda ısı geçirgenliği açısından zayıf noktalar olmaktan kurtulmakta ve cam malzeme, yapıdaki önemi her geçen gün artan, vazgeçilmez bir yapı malzemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz mimarisinde cephede doğal taş, yapay taş, kompozit ve metal levhalarla birlikte kullanılan cam malzeme, mimarinin barınak olduğu kadar, aynı zamanda bir iletişim biçimi ve bir simge olduğunu da ortaya koyarcasına, prestij binalarının vazgeçilmez malzemesi olmaktadır.

Yapı kabuğu, yapıların mimari biçimlenişlerinin yanı sıra dış çevre koşulları ve işlevlerine bağlı olarak, bina içinde uygun fiziksel ortamın yaratılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Her alanda olduğu gibi yapı sektöründe de teknolojik gelişmeler sürekli bir aşama kaydetmektedir. İnşaat malzemeleri ve bina yapım tekniklerindeki gelişmeler, cephe yapım sistemleri üzerinde de etkili olmuş ve giydirme cephe kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada giydirme cephe sistemlerinin tanımı yapılarak, tarihsel süreç içinde geçirdikleri evreler belirtilmekte ve giydirme cephe türleri açıklanmaktadır.

Giydirme cephe sisteminin tarihçesine bakıldığında, dünyadaki ilk asma giydirme cephe uygulamasının, 1820 yılında Philadelphia’da iki katlı bir banka binasının cephesinde yapılmış olduğu görülmektedir. Giydirme cephe konseptinin ortaya çıkmasına neden olan çelik konstrüksiyonlu ilk gökdelen ise, 1883 yılında inşa edilen Chicago’daki Home Insurance binasıdır. 1851 yılında Londra’da inşa edilen Crystal Palace sergi merkezi, dökme demir taşıyıcı çubuklar arasına yerleştirilmiş, 300.000 parça cam kullanılarak oluşturulmuş, tamamen şeffaf olan kabuğu ile yeni bir kavramı dünyaya tanıtmıştır. Yine 1844 – 1866 yıllarında yapılan Palm House, ilk cam binalardan biri olmuştur. Şeffaf kabuk kavramı, 1890 yılında Amerikalı Mimar Louis Sullivan tarafından Chicago’da inşa edilen Auditorium Building ve 1891 yılında Daniel H. Burnham ve John Wellborn Root tarafından yine Chicago’da inşa edilen Monadnock binasında, bu defa kalıcı olarak kendini göstermiştir.

İlk cam patenti, 1904 yılında Belçika’da alınmıştır. Bu gelişimle birlikte, camın metallerle birlikte kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Cam ve demir giydirme cephe kullanımında ABD’deki erken dönem binalarından biri, 1908 yılında inşa edilen 6 katlı Boley Clothing Company binası olmuştur. Giydirme cephelerin bu erken dönemlerinde sadece demir kullanılmamış, demir ve çeliğin yanı sıra, bronz ve bakır gibi metaller de kullanılmıştır. Giydirme cephelerin yüksek yapılardaki kullanımının dünyadaki ilk örneklerinden, 1929 yılında New York’da yapılmış olan Empire State binası, 4.000 alüminyum spandrel panelden oluşturulmuş ve yapımı 18 ayda tamamlanmıştır. Giydirme cephe sisteminin Avrupa’da uygulandığı ilk çağdaş yapılar: 1911′de Alfeld’de yapılan Fagus Ayakkabı Üretimevi, 1914′de Köln’de yapılan Werkbund Sergisi’nde yer alan Üretimevi ve 1926′da Dessau’da yapılan Bauhaus Tasarım Okulu’dur. Fransız Mimar Le Corbusier’nin 1930 – 1932 yılları arasında Paris’te yapmış olduğu İsviçre Öğrenci Yurdu, yine İsviçre’deki bir hayır kurumu yurdu ve Cenevre’de yaptığı Clarte Kotevi de giydirme cephe kullanılan yapılar arasında yer almaktadır.

Cephe İle İlgili Yorumlar

Yapı sanatının güzel sanatlarda olduğu gibi düzen, oran, zerafet, uygun oran gibi faktörlerden oluştuğunu belirtmektedir. oran ve düzen gibi kavramlarla, biçimlendirilen faktör olarak düzensizlik ortadan kaldırılmakta, simetriye öncelik tanınmaktadır. Zerafet kavramı ile her yapı, fonksiyonunun ondan beklediği kendine özgü olma karakterini kazanmaktadır. Esas olarak iki ana karakter mevcuttur: Yücelik ve güzellik. Vakur, yani ağır başlı (örneğin bir kilise için), ve dehşetli (Hapishane için) yücelik kavramının bileşenleridir. Güzellik karakteri altında ise, azametli (bir şato için), hoş (konut için), ciddi (şapel için) ve nihayet 19.yy başında şüpheli olanın garipliğinin, gayri muntazamlığın ve düzensizliğin karakteri romantik sayılabilir (Gieselman,1982).
Cephe, her kullanıcının kültürüne göre farklı üsluplardaki birçok parçanın, tesadüflerle ve gelişigüzel bir şekilde biraraya gelmesinden oluşmaktadır. Böylece mimarın cephe için hiçbir endişesi yoktur ve cephe bir amaç değil, bir sonuçtur.

Sanayi devrimi öncesi cephe gelişimi; Mısır, Yunan, Roma, Gotik, Rönesans, Barok ve Rokoko mimarileri için ele alınmıştır.

Günümüzde Cephe Anlayışı

Günümüzde cephe, içten dışa doğru gelişen, yaşamın kendisinden çıkan bir sonuçtur. Gelişen teknoloji, yeni malzemeler ve yeni estetik anlayışı sonucu, eski ve geleneksel cephe artık ortadan kalkmış, yapıyı örten bir kılıf, bir deri durumuna gelmiştir. Ana cephe kavramı da kalkmış, yerine bütün cepheler kavramı gelmiştir. (Kortan, Yapı 47)

L.Mies van der Rohe’un yapıyı “Deri ve Kemik “konstrüksiyon olarak tanımladığı gibi, cephe deri, taşıyıcı ise kemik konumundadır (Kortan, Yapı 92). Çağdaş mimarlığın en iyi kazanımlarından biri, giydirme cephe olarak adlandırılan yapım yönteminin geliştirilip kullanılmaya başlamasıdır. Artık giydirme cepheler, günümüzün cephe anlayışı olarak ağırlıklı kullanılmaktadır.

Giydirme Cephe Kavramı

Giydirme cephe için yapılmış çalışmalar incelendiğinde, “perde duvar”, “giydirme yüz”, “giydirme kabuk”, “takı cephe” veya “asma cephe” gibi farklı kavramlarla karşılaşmak olasıdır.

Giydirme cephe kavramının netleşmesi için, öncelikle kelime anlamlarının irdelenmesi gerekir. Giydirme kelimesi; giyme işini yapmak, örtünüp korunmak için bir şeyi vücuduna geçirmek anlamına gelmektedir (TDK, 1988). Cephe ise, bir yapının görünen yüzü, bölümü anlamında kullanılmaktadır (Josey, 1992). Bu durumda, kelime anlamlarına göre giydirme cepheyi, binanın dıştan görünen bölümünün, örtünüp korunması için bir ürünle veya ürünlerle çevrelenmesi olarak yorumlamak olasıdır.

Giydirme Cephe; yapının taşıyıcı sistemi içinde hiçbir görevi olmayan, bu taşıyıcı sisteme kendi ölü yükü ve etkilendiği rüzgar, deprem gibi yükleri özel bağlantılarla ileten, yapı fiziği sorunlarını ince bir kesitte çözebilen, dayanıklı, hafif gereçlerle yapılan, yalıtım ve güvenlik sorunlarını eksiksiz yerine getirebilen, modüler koordinasyon ilkelerine uygun olarak hazırlanan bir düşey kabuktur.

Giydirme Cephenin Avantajları

  • Diğer cephelerle kıyaslandığında, daha hafif ve daha ince kalınlıkta olması,
  • Seri üretime ve ön yapıma olanak vermesi,
  • Yapı içinden ve hızlı bir şekilde yapılması (dış iskelet olmadan),
  • Bileşen, parça ve gereç (ürün) boyutlarının taşıma için uygunluğu,
  • Cephenin yapı ile bağlantı noktalarının fazla olmamasına karşılık basit ve kesin bağlanması,
  • Toz, kir geçirmemesi, barındırmaması ve diğer duvarlara göre daha kolay temizlenebilir olması,
  • Estetik olması,
  • Büyük boyutlu ünitelerin yapılmasına olanak vermesi, gibi sıralanabilir.
  • Geniş ve ferah mekanlar sağlar.
  • Güneş ışınlarından ve zararlı dış etkilerden korur.
  • Binaları yağmurdan, nispi rutubetten, gürültüden korur.
  • Yalıtım kullanılmasına imkan sağlayarak enerji tasarrufu sağlar.
  • Çatlakların görünmesini önler, muhtemel şakul hatalarını giderir.
  • Renk ve doku bozuklukları olmaz.
  • Bakım ve onarım en aza iner.
  • Çevre dostudur.
  • Fonksiyoneldir.
  • Estetiktir.
  • Hafiftir.